Solaria Kenti'nin arka sokaklarındaki paslı demir kapı ardımızda kapandığında, geride bıraktığımız şey sadece güvenli bir liman değil, aynı zamanda tanıdık olan her şeyin sonuydu. Surlar yavaş yavaş gece karası silüetlere dönüşürken, önümüzde uzanan "Kırık Vadi"nin kasvetli manzarası tüm çıplaklığıyla belirdi.
Vane, önde yürüyor, elindeki ağır demir arbaletiyle çevreyi kolluyordu. "Buradan sonrası yasak bölge," dedi fısıltıya benzer ama net bir sesle. "Chronos Muhafızları buraya genellikle adım atmaz çünkü zaman burada düzgün akmaz. Ama bizi takip ediyorlarsa, bu kuralı çiğnemekten çekinmeyeceklerdir."
Kaelen, elindeki Kronometrik Pusula'ya baktı. Pusulanın cam yüzeyi hafifçe buğulanmış, içindeki mavi ibre ise deli gibi dönmeye başlamıştı. Cihazın yaydığı hafif titreme, Kaelen’in avuç içini karıncalandırıyordu. "Pusula hızla kuzeybatıyı gösteriyor," dedi Kaelen, Lyra’ya dönerek. "Buranın zaman anomalisiyle ilgili ne biliyorsun?"
Lyra, cüppesinin cebinden çıkardığı küçük, parlayan bir cam şişeyi havaya kaldırarak sıvı hareketini inceledi. "Çok şey, sevgili haritacım, çok şey... Burada zaman çizgisel değil, daireseldir. Bir adım atarsın, yarınını yaşarsın; bir adım daha atarsın, dünün tozunu yutarsın. Bu yüzden simyasal denge mühürlerimi hazırladım. Eğer şişelerimden biri çatlarsa, yaşımız dakikalar içinde elli yıl ilerleyebilir."
Yürümeye devam ettikçe çevredeki doğa da tuhaflaşmaya başladı. Ağaçların yaprakları bir an yeşile bürünüyor, bir saniye sonra sararıp dökülüyor ve hemen ardından yeniden filizleniyordu. Zamanın bu çılgın dansı, grubun sinirlerini germeye yetmişti.
Birden Vane sağdaki kayalıkların arasında durdu ve elini kaldırdı. "Durun," dedi sertçe. "Bir ses var."
Karanlığın içinden, metalik ayak sesleri ve havada yankılanan mekanik bir vınlama sesi yükseldi. Kayalıkların tepesinde, üzerlerinde altın yaldızlı zırhlar ve yüzlerinde zamanın simgeleri kazınmış demir maskeler olan iki figür belirdi. Chronos Muhafızları’nın öncü birlikleriydi.
"Kaelen Alistair!" dedi figürlerden biri, sesleri yankılanarak ve garip bir şekilde birden fazla yankıyla çoğalarak. "Zamanın akışını kirletiyorsunuz. O pusulayı ve babanın hatıralarını bize teslim et, yoksa bu vadide sildiğimiz binlerce ruhun arasına karışırsınız!"
Kaelen geriye doğru bir adım attı ama korku yerine damarlarındaki öfkenin kabardığını hissetti. Babasını alanlar bunlardı. Vane hiç tereddüt etmeden arbaletini kaldırdı, "Kaçış yok çocuklar, savaşıyoruz!" diye kükredi.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.
Henüz yorum yok.